Blog Listem

Bu Blogda Ara

Sayfalar

25 Şubat 2011 Cuma

Mavi Elbise

Yalnız mı uyandın bu sabah?
Yalnızken mi gün doğuşunu düşündün?
Oysa ben mavi elbisemleydim bu sabah;
Hatırlamaya çalışarak geceyi…
Hiç bilmesek de birbirimizi,
İki çocuk yaratsak da kendimizce
Olgunmuşçasına konuşmaya çalışsak da
Emekle sevginin şüphesinden kurtulmaya çalışmayı denesek?
Farklı yollarda ve yönlerimizdeyken
Ellerinin neden soğuk oluşunu soracam,
Dudakların sıcakken…
Anımsayacağım elbet;
Ucuz şarap şişesindeki nefesimizi,
sigara dumanına yerleştirdiğimiz gözlerimizi,
Cohen’in şarkısıyla şanslı hissedişimizi…
Arzular perçinlerken sabredişimizi
Tereddütlerimiz acı verse bile gülümserken
Bekleyeceğim hazır hissedişini.
Ve şimdi;
Çocuklara anlatacaklarımız öyküleşince
Küçük oyunlarla kandıracaz birbirimizi!
Müzik hiç susmayacak,
Kanatsız gecenin dansıyla
Gün batmayacak!
Yalanlar söyleyince kendime,
Bendeki sen’i kandırmaksızın
Sen kapıya gözlerini dikeceksin,
Ben çırpınırken, sen ruhsuzmuşçasına.
Dudaklarım acıyacak “git” derken…
Belki 20, belki 30 yıl sonra
Yalnız uyandığın bir sabah
Ve ben mavi ve çiçekli elbisenin hikayesiyleyken
Geleceksin belki de sorularımın cevaplarıyla.
Evet ben;
Ben beklemiş olacağım mavi elbisenin anısıyla…

23 Kasım 2010 Salı

Son Hissediş

Her şiirin hayata dönüş olduğunu,
Her dönüşün bir uzaklık oluşunu hissettim.
Ama şimdi hissettiğim…
Hayır hayır hiçbir şey hissetmemeliyim.
Senin istediğin bu olsa gerek?
Kırmızı ışıklar var etrafımda şimdi;
Kahve, bira, şarap…
Anlık ruh halime eşlik eden.
Ve bir de müzik
Bitmemesini dilediğim
Ama bitecek gece gibi.
Sonrasında dönecem suskunluğuma.
Sanki sen varmışçasına
Konuşmayı umacağım gölgelerle.
Zaman geçecek hep hiç aldırmadan.
Kendi kendime gülümseyeceğim;
ki hep bekleyerek…
Her cevapsızlığın hayatta tükeniş olduğunu,
Her tükenişin bir çözüm oluşunu hissedeceğim.
Ama şu an…
Sabaha ihtiyacım var,
Aydınlıkta inandığım düzene belki.
Kimbilir sana, kurabileceğimiz bi kaç cümleye.
Sessizliğin yok oluşuna, yağmurun gürültüsüne.
Bedelini bekleyen her gerçek son gibi,
Bir şeylerin başlayışına ve bitişine…
Ne yapmam gerektiğini bilmeye en çok!
Ummak ve dilemek dışında;
Asında beni hatırlamana ihtiyacım var!
Tutmaktan yorulduğum içimdekileri,
Paylaşmaya çalıştığım hafızamdakileri
Bilmek ve bilmemek arasında
Dinlemene gereksinimim var.
Dakikalar gidiyor ve ben hazır hissediyorum.
Ama neye?
Bilmiyorum…

10 Kasım 2010 Çarşamba

Mutlu insanlara imreneceğiz

Ve hep mutlu olmak isteyeceğiz;
Zaman çivilerken bedenleri
Yorulmaya hazırken içimizdekiler.
Ve hep melekleri bekleyeceğiz;
Gelecekleri ana kadar
Belki dilimizi mühürleyeceğiz.
Ve hep Tanrı’yı isteyeceğiz;
O kendini ispatlayana kadar
Yakararak tükeneceğiz belki de.
Çocukları göreceğiz, yaşlıları,
Geçmişi ve avutuculuğunu da.
Masallardan bir karakter seçip
Ya da kendi kendimize bir masal yaratarak
Farklı diyarlarda yok olacağız.
Düşlerimizde köşeye çekildiğimizde,
Kendi kahramanlarımızı anlatarak
Mutlu insanlara imreneceğiz…

23 Ekim 2010 Cumartesi

İlk İnanış

İlk kez inanmak istedim Tanrı’ya
Ve ilk kez onunla konusmak
Birseyler hissetmek, hissedebilmek için.
Kendi çıkmazlarında kalınca insan;
Kendine inanmak istemez oysa.
‘Ben bir başkasıysa…’ eğer…
Ki zaten insan kendini hissedebilir mi?
Kendine inanmak geriye dönüşse
Zaman hızını alamamışken
İlk kez yırtmak istedim derimi
İlk kez kendimde başka birseyler aramak.
Birseyler hissedebilmek için yalnızca.
Fosil yıgınına dönüşünce insan,
Kütle yıgınına bürününce beden
Ki önemini yitirdiğinde yaşamın kaynağı
Düşler birbirini deldiğinde
Ve her boşluk yorulmuşsa birikmekten
Ne Tanrı ne de deri görmez işlevini…

Nedir İyi

Bize hep iyi insan olmayı öğrettiler
Neden olmamız gerektiğini değil!
Barış icin şarkılar yazılır;
Aşk için de.
Dostluk için sadakat yeminleri edilir;
Kutsal olan her şey için de.
İyi; iyiyi desteklerken
Öğrendim ve öğretildim ki.
İyi insan olmamak gerektiğini.
Duyarsızlık acı verip
Hassasiyet can yakarken
Ve tüm caba
İyi insan olmakken
‘Kim kimi destekliyor’ diye sorulur bazen.
Gözlerimi kapadığımda
Zamanı ezmek,
Sessizliği çiğnemek istiyorum.
Tüm ormanları yakmak
Tüm dinleri yok etmek
Ve düşünceleri çarpıştırmak…
Masalları yalanlara ikna etmek.

21 Ekim 2010 Perşembe

Tarifi Yok

Tarifi yok!
Hiçbir hissin tarifi yok.
Kırmızı şarapta dünyayı görmenin bile.
Ya da göz yanılgılarının tuzağı bu.
Huzuru ararken ve tam adımların azalmışken
Hayır bunun da tarifi olmamalı.
Kalbinin neden acıdığının anlamını bulamama gibi.
Acının anlamı da yok!
Bogaza gömüleninse hiç.
Geceden kaçışın ve hep…
Evet hep geri dönüşün dahi.
Oysa gerçek dünya burası.
Korunaksız zamanlı ve tek renkli.
Kaçkının doludizgin hikayesi gibi;
Kuzgunun gözlerindeki hüzün belki de.
Adı konulamayan bir şey olsa gerek.
Aidiyet ve olmama arasında.
Dışta anlaşılmayan, içe sığmayan nedenlerle
Gözün görmek istemediği kayboluş!
Öyle uzun ve zor ki kelimeleri tüketmek.
İki notanın anlatmaya yetmeyeceği bir endişe,
Suskunluğun sonuçsuz kaldığı serüven bu.
Kime sorulabilir ki bu çaba yolculuğu?
Yanıt da yok kim bilir!
Çökmüşken üzerine cevapların.
Kimbilir gece, kimbilir sigara, kimbilir ayna
Suskunlaştırabilir içinde tükenen şeytanları.
Dizginlenmeyen şeytanın da tarifi yok ki…

9 Haziran 2010 Çarşamba

Akıldaki Boşluk

Özgürlüğe kaçış içinse tüm çaba
Neden kaçılır ki bedenden, düşünceden.
Son ile sonuç arasında;
bedeni mühürlerken,
düşünceyi çivilerken.
Gözlerde dalış ve içten içe yakarış.
Ait olunduğu yeri arama adına.
Ve hep kendine kaçış aslında.
Yol göstermeyince sezgiler,
İnsanlaşınca ruhun doğası
Kabuğuna yapışan bir istiridye gibi
Kurtulamadığında çıkmazlarından
Yutkun direnen insan!
Aklını yitirirken,
ruhuna direnen
Ve hep bekleyen…
Boşluğu gizlemek adına
Ve boşluğu yok etmeye çalışan…